Mart'ın güneşine müfettişin gülüşüne kanmayacaksın...
Ayıdan post, müfettişten dost olmaz (bildiğin ayı diyorlar bize:)
Bu laflar bizler için söylenmiş özlü sözlerdir. Maalesef gerçeklik payı vardır. Zira gazı alan 1-2 yıllık arkadaşlar kendilerini Ali Kıran Baş Kesen sandıklarından, bir bok bilmeden ego nal gibi olunca bu sözlerin doğması kaçınılmaz oluyor. Tabii egosu şişik müfettiş arkadaşlar boş durmayıp kendi özlü sözlerini de yaratıyorlar;
Müfettiş et yer, rakı içer
Müfettiş puslu havayı sever (sanki kurtuz amk)
Banka müfettişlerinin kurum içinde yüzlerine gülünüp, gerçekte iş kolları arasında sevilmeme sebepleri çoktur. Eskiden yani 2000li yıllar öncesi kıskançlıktı. Zira Bankacılık ülkemizde liseli mesleği idi (özellikle şube bacağı ve operasyon). Bir sürü sınavdan geçen, bir sürü eğitime giren zaten ülkenin kalbur üstü üniversitelerinden mezun müfettişler son derece donanımlı olup, diğer çalışanlara doğal olarak daha hızlı terfi alıp, daha iyi yerlere geliyorlardı.
Lakin üniversitelerin çoğalması Bankacılığı lise mezunlarının mesleği olmaktan çıkardı (ülkemizde tabii, UK'de halen lise mezunu meslegidir). Bankacılık inanılmaz gelişti, türev piyasalar, dış ticaret finansmanları, FI... Uzmanlık alanları oluştu. Geleneksel teftiş kurulları maalesef herşeyi bilen müfettiş yetiştirme sevdasından vazgeçip yurtdışındaki uzmanlaşma olayına çok geç geçti veya halen geçemedi. Doğal olarak şube denetimi (onunda kredi bacağı allahlıktır ya) hariç bir konuda uzman müfettiş yok denecek kadar az. O yüzden işin uzmanı (çakalı), müfettişi donunda sallıyor bilgi olarak... İşin kötüsü müfettiş arkadaşlar ego ve hırs yapıp olayı "hata" bulmaya çeviriyorlar.
Klasik denetçi gibi davranıp, sıkıntıyı söyleyip, çözüm söylememezlik yapmayalım. Malum auditor çözüm söylemez, abi ne yapmamızı öneriyorsunuz dendiğinde iş kolu kararı, ben söylersem bu implementation'a girer, sonra kendi önerimi denetleyemem denir. Büyük yalandır, hayatında iş yapmamış, proje yönetmemiş, o işi versen yapamayacak adam neyi önerecek. Bulguyu söyleyip çekilmek kolay, hatta dünyanın en kolay işi. Katma değer yaratan denetçi, müfettiş, elini taşın altına koyandır. Implementation'a da girmeden gayet iş kollarına neyi nasıl yapmaları gerektiğini söyleyebilirsiniz. Bu genelde yurtdışındaki belli yaşın üstündeki (35 yaş üstü) denetçilerde görebileceğiniz bir meziyettir. Genelde bu kişiler hayatlarında sadece denetimle uğraşmamışlardır. Denetimle başlamış, sonrasında iş koluna geçmiş ve sonra geri dönmüşlerdir denetime. Elleri öpülecek adamlardır. Bu adamlardan olmaya bakın.
Görüşmek üzere..
Kariyer dehlizine düşmüş, çıkmak isteyen ama çıkmak için hiçbir şey yapmayan, çıkanların hikayelerini ağızlarının suları akarak dinleyen, sahil kasabasına gideceklerin, coffee shop açacakların, yurtdışına "kaçacakların", Green Card'cıların ve Kanada'ya göçenlerin yuvası...
10 Haziran 2019 Pazartesi
8 Haziran 2019 Cumartesi
Yurtdışına Göçle İlgili Zihin Açıcı Linkler
Biliyorsunuz 2019 yılı başında New York Times’da Türklerin ülkelerinden o veya bu sebeple göç etmesine (amiyane tabirle kaçmasına) dair bir yazı yayımlandı. Ve bu çok ses getirdi. Bana gelen maillarda bu makaleye atıfta bulunularak biraz daha yurtdışı konularına girer misin diye istekler var.
Makaleyi şuraya bir koyalım:
NYT zaman zaman her ülke hakkında böyle yazılar yazar. Misal başka bir örneği :
NYT’in yazısı hakkında bir yorum yapmayacağım, politik ajandası olan bir yazı ve ben politikadan hiç anlamam, benim blog’un işi değil, ben kariyer üzerine yazıyorum. Kariyer icin yurtdışına açılmayı seçen biriyim sebebi ise ulkemde çalıştığım kurumun giderek küçülmesi ve kariyer olanaklarının azalması. Piyasada ise beklentilerime göre bir imkan bulamamış olmam. Zengin bir aileden gelmiyorum ve calışmam lazım, bu sebeple kariyerimi nerede devam ettirebilirsem ve nerede sürdürülebilir gelir edersem oraya giderim, su an bu durum UAE’de geçerli benim için. Yarın Panama olur, öbür gün Filipinler olur sonra tekrardan ülkem olur fark etmez…
Konuyla ilgili netteki güncel yazıları aşağıya derledim, her tür görüşten var.
Eğitim icin gitme yazilari:
Temelli Gitmek hakkında yazılar:
NYTdaki makalenin karşısında olanların karşı görüş yazıları:
Gideceğim diyorsanız benim yol yöntem gösteren ama “reality hurts” tadındaki eski yurtdışı yazılarıma bakmayı unutmayın. Umarım linkler yardımcı olur.
Herkese sevgiler,
29 Mayıs 2019 Çarşamba
Yolları Ayırmak - 3 İkale Sözleşmesi ve Paket
Özel sektörde çalışan herkesin başına gelen birgün sizinde başınıza geldi diyelim. Yani, işe gittiniz size geldiler “Ahmet Bey, toplantı odasına kadar gelebilir misiniz?” dediler...
Akacak kan damarda durmaz. Öncelikle sakin olun. Odada muhtemelen yöneticiniz ve IK’dan 1-2 kişi olur. Size birkaç sebep sıralayarak (bölümü kapattık maliyetler, performansınız vs.) sizinle mecburen yolları ayırmak zorunda olduklarını ve iş akdinizi fesh ettiklerini tebliğ ederler. Sinirlenmeyin, hakaret etmeyin, ağlamayın, millet suçlamayın Ne derseniz deyin atılacaksınız. Sakin olun. Çıkarınıza odaklanın. Duygusala bağlanacak zaman değil.
Şimdi performanstan atılıyorsanız, işe iade davası açarsanız, salak bir avukata düşmediğiniz sürece %95 kazanırsınız. Türkiye’de mahkemeler çalışanın yanındadır. Performans sistemi denilen olay birçok kurumda “tick list exercise”dır ve performans notlaması mahkemede bilir kişiye gittiğinde sonuç lehinize olacaktır Örnekle anlatmak gerekirse, Bankada Nakit Yönetiminde Satış Müdürüsünüz diyelim, performanstan atıyorlar sizi olsun. Performans skalası işletmediklerinden misal 100 satış hedefiniz var ve siz 75 yaptıysanız performansınıza ulaşamadınız denilerek, Bankalar buna 0 not verirler oysa mahkeme bunu adil bulmaz, yaptığınız kadarlık satışın performansınıza yansımış olmasını bekler. İşten atılmadan önce 3 kez yazılı olarak uyarı almış olmanız gerekir vs. Yani performanstan sizi atıyorlarsa mutlaka ama mutlaka paket isteyin. Paket vermiyorlarsa hiçbirşey imzalamayın.
Biriminiz kapatılıyor, Banka birleşiyor, Otomasyon oldu size gerek kalmadı vs. gibi sebeplerle size geliniyorsa gene paket isteyin. Paketten kastım kıdem tazminatı değil bakın o zaten sizin hakkınız. İşveren sizi haklı sebeple işten atmıyorsa (İş Kanunu madde 24 ve 25’de bunlar yazar) size zaten kullanmadığınız izinlerin parasını ve yılınıza göre kıdem tazminatınızı vermek zorundalar. Paket şudur: senelerinizi verdiğiniz kurum, hadi Banka diyelim, 8. yılınızda sizi kapı önüne koyuyorsa, kardeşim kıdem ve izin parası değil üstüne para isteyeceksiniz. Yoksa açarsınız işe iade davasını alırsınız ek para. IKcılar bunu çok iyi bildikleri halde işlerine gelmez. Söylemezler ve tehdite başlarlar. En yaygın söyledikleri yalan: bir başka kurum bizi sizin icin ararsa hakkınızda olumlu referans vermeyiz. İstifa yazarsak sizin için daha iyi, işten atılma olursa bir daha iş bulamazsınız falan derler. Kimisi tehditkar söyler kimisi anaç. Hepsi osuruktan palavralardır. İşin gerçeği şudur:
1-5 yıl arası çalışmışsanız 4 maaş,
5-15 yıl arası çalışmışsanız 8 maaş,
15 yıl üstüyse 10 maaş kazanırsınız işe iade davanızdan. Avukat kafadan 2 maaşınızı alır buna göre size izin paranız + kıdem tazminatınız + yılınıza göre kazanabileceğiniz rakam (-2 maaş) şeklinde bir teklifle gelmeleri lazım. Böyle gelirlerse önünüze konan kâğıdı imzalayın.
İmzalayacağınız evrakın adı ikale sözleşmesidir. İş Kanunu'nda bu fesih türü yer almasa da, taraflardan birinin karşı tarafa ilettiği iş sözleşmesinin karşılıklı feshine dair sözleşme yapılmasını içeren bir açıklama, ardından diğer tarafın da bunu kabulü ile bozma ikale kurulmuş olur.
Ikcıların ve sizi yollayan yöneticilerin en büyük yaptığı hata sizi artık bu role ihtiyaç kalmadı diye gönderdikten sonra aynı veya benzer rol için eleman almaktır. Genelde kurum içi avukatlar IKyı da yöneticinizi de uyarır ama IKcılar iş bilmezliklerinden yöneticiler ise ben ikna ederim şeklindeki egolarından dolayı bu süreçlerde sıçarlar ve sıvarlar.
Zaten IK türlü iş bilmezin çalıştığı birimlerdir. İş Kanunu, SGK yönetmeliklerini bordro hesabı yapmayı (bunu outsource ediyorlar, kontrol etmesini bile bilmezler) bilen deneyimli IK’cı tek tüktür. Bunlar zaten şansları da varsa alır yürürler, ama İkcıların geneli mesleklerini sadece işe alım zanneden, departman dedikodusu için yaşayan bir “support unit’ elemanıdır. Onlar için ayrı yazı kaleme alacağım En bilgili, akıllısından tut en şapsalına kadar her türlüsünü gördüm. Ama bu ayrı yazı konusu…IKcı düşmanı falan değilimdir. Ama arası yoktur maalesef İKcıların, ya süper bilgili iyi oluyorlar ya da dünyadan bi haber...
En önemlisi hakınızın ne olduğunu bilmeniz. Bunun için iş mahkemelerinde deneyimli bir avukata sorun, akrabanız olan hayatında hiç iş mahkemesine gitmemiş ceza avukatına değil. İş yerindeki arkadaslarınıza hiç değil. Bir de google search yapıyorsanız ilk okumanız gereken şey iş kanunu (https://www.mevzuat.gov.tr/MevzuatMetin/1.5.4857.pdf) başka yazılar sonra. Forumlara bakmayın bile.
Şuraya dikkate almanız gereken linkler bırakalım ama önce iş kanununu okuyun.
Bu aşağıdaki link googleda arama yapınca ilk çıkanlardan, sakın baz almayın, Radyo-TV mezunu çocuğa IK sayfası emanet etmişler, google’dan kopyala pastala yapmış.
Aklınızda bulunsun asla işten ayrılırken istifa ediyorum diye dilekçe vermeyin. Doğrusu işten ayrılıyorumdur. Sebebini bir avukata sorup öğrenin, herseyini benden beklemeyin.
Yeni yazıda görüşmek üzere...
20 Mayıs 2019 Pazartesi
Yolları Ayırmak - 2
Kovulma yazılarına devam... Pis bir konu ama hayatın gerçeği. Hazırlıklı olmak faydalı.
Birimiz başka birimle birleştiriliyorsa, çokta yapacak birşey yok... Tüm iş birleşen ekiplerin bağlı olacakları yöneticiler ve onlarında bağlı olduklarının kararlarına bakar. Bu da sizin o güne kadarki iş çıktınız ve network’ünüzün sınanacağı bir durumu ortaya koyar. Bu yüzden iş hayatında her önünüze gelenle ottan boktan sebeplerle kavga etmemek (yabancılar buna pick your fights diyor), ego manyaklıklarına kapılmamak ve o burun kıvırdığınız kurum içi sosyal etkinliklere katılmanız gerekiyor. Bunların getirisi bu tip durumlarda ortaya çıkıyor, zira Bankacılık “rocket science” değil herkes yapabiliyor, birisi atılacaksa kimin atılacağını iş harici durumlar belirleyebiliyor.
Rolünüz kapanıyor. Yapacak hiçbirşeyiniz yok. Burada önemli nokta hayatınız boyunca aynı işi yapmışsanız, durumunuz kötü, zira size bir alternatif üretemezler. Ama kariyerinizi çeşitlendirmişseniz o zaman şansınız artar, eski ekiplerinizdeki yöneticiler devreye girebilir... en büyük tavsiyem budur, kariyerinizi çeşitlendirin. Evet kimi zamanlarda tekkeyi bekleyen çorbayı içer doğrudur ama genelde tek tabak çorba olur, o çorbayı içeçek siz değilseniz comfort zone’dan çıkmanız daha doğru bir hareket olur.
Çok para kazanıyorsunuzdur ve alttan gümbür gümbür gelenler sizden daha az ücrete ve daha düşük unvana bu işi yapacak… Bu arada maalesef yapacak birşey yok. Kapitalist düzen. Bu gibi durumlarda kurumunuz haricindeki network ve B planınızın olup olmadığı belirleyici olacak. Bu tip işten çıkarma çok karşılaşılan bir durum.B planı olayını ayrı bir yazıda işleyeceğiz.
Otomasyon: bu şimdinin degil (en azından Türkiye’de) problemi değil ama 3-5 seneye Bankalarda operasyon, risk, denetim vs. Gibi birimlerdeki çalışan sayısı hızla azalacak. Bu konuyu ayrıca işleyeceğim.
Ne oluyor peki?
IK / HR ve yoneticiniz sizi toplantı odasına çağırıyor. Değişen koşullardan, Bankadaki maliyet baskısından vs. bahsedip yolların ayrılacağından bahsediyorlar. Şimdi kafası çalışan kurumlar önünüze ihale sözleşmesini koyarlar ve paketinizi konuşursunuz.
Yolları ayırma toplu olacaksa bunun kokusu 2-3 ay öncesinden çıkar. Bir dedikodulara kapılmayın. Herkes konuşur, kimse bir bok bilmez, maksat benden çok bilen varsa ben de öğreneyimdir. Dinleyin ama karamsarlığa kapılmayın. Hayatta hep B planınız olsun. Size Isabel etme ihtimali olduğunu düşünüyorsanız bir avukatla mutlaka konusun ve yasal hakkınızı öğrenin (ben yazacağım).
Bir sonraki yazı odaya çağırılırsanız ne yapacağız olacak…
18 Mayıs 2019 Cumartesi
Yolları Ayırmak - 1
Uzunca bir aradan sonra tekrar merhaba. Bahane yok, tembellik yaptım ve yazmadım.
Bu aralar dertliyim, çalıştığım kurumda “cost concern” sebebiyle performansı düşük olan bir hayli çalışanla yollar ayrıldı. Ben de ekibimden birkaç kişi ile vedalaştım.
Kovulma dediğimiz ama politically correct söylemi “yolları ayırma” dediğimiz olay çalışan herkesin başına gelebilecek bir durum. Özellikle bankacılıkta kaçınılmaz, ben de dahil çoğu özel sektör çalışanını bekleyen kader bu. Devlet Bankaları ve İş Bankası gibi sendikalaşma olan bankaları saymazsak sektörde çok sık olan bir olay. Ben Türkiye’de 3-4 farklı Banka’da çalıştım. 1’i hariç diğerlerinde emekli olduğunu gördüğüm insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Hatta maalesef sıradan bir durum, yurtdışında da farkı olmadığını bizzat deneyimliyorum. Bu sebeple bu konulara girelim biraz istiyorum.
Neden işten çıkarılırsınız? Bildiğim sektör olan Bankacılık için yazıyorum tabii;
- İşiniz bok gibidir.
- Kişiliğiniz bok gibidir (OÇ diye tabi edebileceğimiz cinsten)
- Çalıştığınız Banka’yı bir başka Banka satın almıştır.
- Biriminiz başka birimle birleştiriliyordur veya biriminizi / rolünüzü kapatıyorlardır.
- Çok para alıyorsunuzdur ve aslında işinizi sizden daha ucuza sizin unvanınızın bir altına yapacak genç cengaverler vardır
- İşiniz gelişen teknoloji sayesinde sistem tarafından otomatik hale gelmiştir. Ve size ihtiyaç kalmamıştır.
Yöneticiniz size takmıştır falan gibi çözümü kolay, klasik olaylara girmiyorum. Yazdıklarım 5-15 yıllık birçok Bankacı için geçerli.
Başlayalım; işiniz bok gibiyse ve bunun farkındaysanız ne yazmamı bekliyorsunuz ;) İşinizi adam gibi yapın, yapamıyorsanız veya yaptırılmıyorsanız doğru yerde değilsiniz. Bir an önce iş bulup kaçın.
Kötü bir kişisiniz? Bunun muhtemelen farkında değilsinizdir ama eğer hakkınızda 3’den çok çalışan şikayette bulunmuşsa muhtemelen iğrenç bir insan olabilirsiniz. Kötü insanlar eğer satıştaysa genelde para getirdiği sürece, hedefleri beklenenden de iyi olduğu sürece yaşarlar. Risk/ Denetim gibi birimlerde ise sonuç ürettikleri sürece yaşayabilirler. Ama er yada geç işten atılırlar. Yurtdışında bu tiplerin kadınlarına “bitch” erkeklerine “bastard” derken güzel ülkemde cinsiyet ayırt etmeden genel olarak “OÇ” diyoruz. Kötü kişiyseniz kendinizi düzeltmeye bakın, 360 derece değerleneler, psikologlar, iş yerindeki mentor ve koçlar bunun için var. Kötü kişiye bağlıysanız o kişiyi şikayet edin. Birşey olmaz demeyin, oluyor.
Bankanızı satın alıyorlar. Sıçtınız. Böyle bir durum varsa iki seçenek var, yurtdışından biri alıyorsa işler ilk iki sene deli yoğun geçer, çok atılan olmaz, birleşme ile ilgili projelerde yer alanlar 1-2 sene içinde güzel güzel terfi ederler, kimisi yurtdışına gider. İt gibi çalışırsınız, izinler falan yalan olur. Böyle bir durumdaysanız tavsiyem proje ekiplerinde yer alın. Zaten yorulacaksınız, bari kendinizi gösterin. Birleşme iki lokalse işte bu çok feci bir durum. Genelde alan tarafta çok bir sıkıntı olmaz ama satın alınanlarla yollar ayrılır. İşin kötüsü batan geminin “malı” (teşbihte hata olmaz) olduğunuzdan başka yere başvurularınızdan da birşey çıkmayabilir. Hayatta kalmanın yolu burada da birleşme projelerinde aktif rol oynayıp, birinin bu adam/ kadın işe yarar demesini beklemenizdir. Alternatif olarak; satın alan tarafta network’ünüz iyiyse masa oyunlarına girmeniz lazım. Network ister beğenin ister beğenmeyin, ister doğru bulun ister bulmayın; hayatın gerçeği...
Devamı diğer yazımıza...
19 Temmuz 2018 Perşembe
Mülakat Zor İştir (2) - Sizi Niye İşe Alalım?
Mülakat serimiz devam ediyor...
Mülakatta ilk imaj dakiklik, kılık kıyafet, el sıkma ve göz teması ile sağlanıyor. Bunlar basics, yani zaten beklenenler, sizi öne çıkartmıyor ama 1-0 yenik oyuna başlamanıza engel oluyor. İlk yazıyı okumayanlar okusun, sonra buradan devam etsin.
https://birazhayalet.blogspot.com/2018/05/mulakat-zor-istir-1-ds-gorunusun-onemi.html
Deneyimli kişiler, geçmiş iş deneyimlerini anlatırken başvurdukları işe neden uygun olduklarının ipuçlarını versinler. Misal başvurdukları işte SAP deneyimi mi arıyorlar, geçmiş işlerinizde SAP kullanmış olabilirsiniz onu belirtin, SAP kurulum projesinde yer almış olabilirsiniz, anlatın. İş verenin duymak istediği şey şudur: ' bu adam / kadın bu işi daha önce yapmış, bunu alırsam hemen faydalanmaya başlarım'. İşveren sizden 6-7 ay sonra verim alabileceği hissine kapılırsa, işi başkasına kaptırma şansınız artar... Ayrıca bu ayrıntıları verirseniz, seni niye işe alalım gibi dallama sorulara da maruz kalmazsınız.
Devam edeceğiz...
https://www.linkedin.com/in/jacques-clouseau-7a6029169/
Mülakatta ilk imaj dakiklik, kılık kıyafet, el sıkma ve göz teması ile sağlanıyor. Bunlar basics, yani zaten beklenenler, sizi öne çıkartmıyor ama 1-0 yenik oyuna başlamanıza engel oluyor.
https://birazhayalet.blogspot.com/2018/05/mulakat-zor-istir-1-ds-gorunusun-onemi.html
Esas eğlence mülakat başlayınca.
Birkaç çeşit mülakat var; 1-1, Grup, stress mülakatı benim yazacaklarım. 1-1
klasiktir. İlerideki yöneticinizle ve bazen yanında IKcıyla yapacağınız
mülakattır.
Bir kere mülakat öncesi dersinizi iyi
çalışın firmayı araştırın. Firma hakkında ekonomi dergilerinde çıkan haberleri,
firmanın LinkedIn sayfasını vs hatmedin. Firmanın üst düzey yöneticilerini
araştırın ortak noktanız var mı? Ayrıca üst yönetim incelemek size ilerisi için
firmada şansınız olup olmadığına dairde ipucu verir. Mutlaka beraber
çalışacağınız sizi işe alacak, mülakat yapacak kişiyi araştırın. Artık LinkedIn
olduğundan bu işler kolay. Niye araştırıyorsunuz? Ortak nokta bulmak için.
Misal aynı orta okuldansınızdır, sohbet koyulaşır.
Mülakatta en dikkat edilen şey
söylediklerinizin çelişmemesi. Misal bu genelde MT işe alım mülakatlarında çok
olur; mülakatı yapanlar hangi bölümü istiyorsun, hangi bölüme kendini daha
yakın hissediyorsun diye sorar. Denetim veya Kurumsal pazarlama demeyin. Ne
alaka derler? Hazine veya İç Kontrol demeyin. Kendi içinde tutarlı olmalı dedikleriniz. Tabii gerçek cevap, işe ihtiyacım var, çalışmam lazımdır ama mülakatı yapanlar daha ulvi birşeyler duymak istiyorlar. Burada bakılan aslında kendinizi ifade etme şekliniz ve tutarlılık. Net olun.
İlk soru klasik kendinizi tanıtın sorusudur. Çok uzatmayın. Şurda okudum, burda okudum. Yeni mezusanız stajlarınızı belirtin, birer ikişer cümleylede stajda ne yaptığınızı anlatın. Yeni mezunlar için bu lazım. Zira genelde staj deneyimi ciddiye alınmaz, fotokopi çekmiştir denilip, geçilir. O yüzden misal araya excelim çok iyidir, bir projede manuel olarak yapılan ve yarım gün sürdüğü söylenen xxx olayını bir makro yazıp 5 dakikaya indirdim, bir anda firmada excel canavarı diye adım çıktı, hiç fotokopi çekmedim diye bir hikaye anlatabilirsiniz. Veya java biliyorsunuzdur, birşeylere yardımcı olmuşsunuzdur, hikayenizi anlatın. Kimde Gazi Üniversitesinde Fotoğrafçılık Klubünde olmanızla ilgilenmiyor. Tabii 4-5 yılı aşmış deneyimli biri olarak bir mülakata giriyorsanız staj mtaj anlatmayın.
Deneyimli kişiler, geçmiş iş deneyimlerini anlatırken başvurdukları işe neden uygun olduklarının ipuçlarını versinler. Misal başvurdukları işte SAP deneyimi mi arıyorlar, geçmiş işlerinizde SAP kullanmış olabilirsiniz onu belirtin, SAP kurulum projesinde yer almış olabilirsiniz, anlatın. İş verenin duymak istediği şey şudur: ' bu adam / kadın bu işi daha önce yapmış, bunu alırsam hemen faydalanmaya başlarım'. İşveren sizden 6-7 ay sonra verim alabileceği hissine kapılırsa, işi başkasına kaptırma şansınız artar... Ayrıca bu ayrıntıları verirseniz, seni niye işe alalım gibi dallama sorulara da maruz kalmazsınız.
Devam edeceğiz...
https://www.linkedin.com/in/jacques-clouseau-7a6029169/
18 Temmuz 2018 Çarşamba
LinkedIn hesabımız aktif
LinkedIn hesabımız aktiftir. Bağlantı için aşağıdaki linki tıklayın.
https://www.linkedin.com/in/jacques-clouseau-7a6029169
https://www.linkedin.com/in/jacques-clouseau-7a6029169
15 Temmuz 2018 Pazar
İngilizce Mülakat
İngilizce mülakat Türkiye'de tam bir komedidir. Hele ki IKcılar yapıyorsa.
Rezillik olmasın diye birçok yer ya yazılı ingilizce sınavı yapar ya da Toefl, Ielts falan ister.
Ama bazen sonlara aşamalara kaldıysanız ve işe alım yapacaklar son 2-3 kişi arasında kaldıysa, veya başvurduğunuz iş gün içinde ingilizce konuşmayı veya yazmayı gerektiriyorsa mülakatın bir kısmı ingilizce geçebilir.
Bir kere gafil avlanmayın. Misal Citibank'a gişe görevlisi mülakatına gidiyorsanız elbette ingilizce mülakat olmayacaktır ama Citi'ye kurumsal bankacılık MT'si mülakatına gidiyorsanız evet az da olsa böyle bir ihtimal var. Veya ING Bank'a Financial Institutions ekibine mülakata gidiyorsunuz, ingilizce mülakat yapmazlarsa kabahat zaten. Başvurduğunuz işe ve kuruma göre uyanık olun.
Genelde Türkçe başlayan bir mülakat "Tell me about yourself" diye geniş bir cümleyle ingilizceye döner...
Hoş yurtdışı mülakatları da genelde pek farklı değildir onlar "walk me through your CV" falan diye daha havalı soru olmayan cümleler kurabiliyorlar...
Türkiye'de ingilizce mülataka giriyorsanız. 3-4 dakikalık kendinizi tanıtma kısmını hatasız ve ezberlemişsiniz hissiyatı olmayacak tempoya gelinceye kadar çalışın. Biz Türkler ingilizce yazarken ve konuşurken uzun uzun cümleler kurmaya bayılıyoruz. Kısa cümleler kurun. Genelde eğer mülakat Türkçe başlamışsa ingilizce mülakat kısmı 2-3 sorudan oluşur. Berbat bir ingilizceniz varsa karşınızdaki kişi kasmaz ve ilk soruda teşekkürler der ve tekrardan Türkçeye geri döner... İyiyse ingilizceniz "Where did you learn English" falan gibi osuruktan bir takip sorusu gelir veya öğrenci değişim programı ile (Erasmus) falan yurtdışına gittiyseniz onla alakalı bir soru gelir. Misal CVnizde yarım dönem İtalya gözüküyordur "I see you have been to Italy, what did you do in Italy" vb kıytırık sorular gelir. Amaç ingilizce konuşup konuşmadığınızın tespitidir.
Yutdışı mülakatlar ise esas ciddiye almanız gereken mülakatlardır. Klasik mülakat sorularının hepsini bekleyin. Kendinizi tanıtmanız istenecektir. Son işinizde ne yaptığınızı ayrıntılı olarak anlatmanız beklenecektir. Neden sizi alalım veya "how is your current role related with our job post?" falan hep gelir. Bildiğiniz mülakat gibi olacaktır. Paketiniz ve beklentiniz mutlaka sorulur özellikle bu görüşmeyi head hunter yapıyorsa, hazırlıklı olun. Bu konuyu ayrıca derinlemesine işleyeceğim ama tavsiyem: kısa cümleler kurun, bir soruya 3 dkdan fazla cevap vermeyin. İlginç hikayeleriniz olsun daha doğrusu başarı hikayelerinizi anlatın. Satışçıysanız, zorlu bir müşteriyi nasıl ikna ettiniz veya traditional olmayıp structured solution sunduğunuz bir örneğiniz var mı falan gibi sorulara hazırlıklı olun.
En önemli olay LinkedINde millet IK mülakatlarında en çok yapılan hatalar falan diye kendi kendilerine yazı yazıyorlar. Bunlara bakın ama kanmayın. Genelde bu yazıları yazanlar kendi reklamlarını yapmaya çalışıyorlar, yazıların içeriği genelde IKcılar böyle böyle yaparlar ama ben böyle böyle yapardım tadında oluyor. Dertleri size yardım etmek değil daha iyi bir iş bulmak bunların. Vakit kaybetmeyin.
Neyse görüşürüz...
Rezillik olmasın diye birçok yer ya yazılı ingilizce sınavı yapar ya da Toefl, Ielts falan ister.
Ama bazen sonlara aşamalara kaldıysanız ve işe alım yapacaklar son 2-3 kişi arasında kaldıysa, veya başvurduğunuz iş gün içinde ingilizce konuşmayı veya yazmayı gerektiriyorsa mülakatın bir kısmı ingilizce geçebilir.
Bir kere gafil avlanmayın. Misal Citibank'a gişe görevlisi mülakatına gidiyorsanız elbette ingilizce mülakat olmayacaktır ama Citi'ye kurumsal bankacılık MT'si mülakatına gidiyorsanız evet az da olsa böyle bir ihtimal var. Veya ING Bank'a Financial Institutions ekibine mülakata gidiyorsunuz, ingilizce mülakat yapmazlarsa kabahat zaten. Başvurduğunuz işe ve kuruma göre uyanık olun.
Genelde Türkçe başlayan bir mülakat "Tell me about yourself" diye geniş bir cümleyle ingilizceye döner...
Hoş yurtdışı mülakatları da genelde pek farklı değildir onlar "walk me through your CV" falan diye daha havalı soru olmayan cümleler kurabiliyorlar...
Türkiye'de ingilizce mülataka giriyorsanız. 3-4 dakikalık kendinizi tanıtma kısmını hatasız ve ezberlemişsiniz hissiyatı olmayacak tempoya gelinceye kadar çalışın. Biz Türkler ingilizce yazarken ve konuşurken uzun uzun cümleler kurmaya bayılıyoruz. Kısa cümleler kurun. Genelde eğer mülakat Türkçe başlamışsa ingilizce mülakat kısmı 2-3 sorudan oluşur. Berbat bir ingilizceniz varsa karşınızdaki kişi kasmaz ve ilk soruda teşekkürler der ve tekrardan Türkçeye geri döner... İyiyse ingilizceniz "Where did you learn English" falan gibi osuruktan bir takip sorusu gelir veya öğrenci değişim programı ile (Erasmus) falan yurtdışına gittiyseniz onla alakalı bir soru gelir. Misal CVnizde yarım dönem İtalya gözüküyordur "I see you have been to Italy, what did you do in Italy" vb kıytırık sorular gelir. Amaç ingilizce konuşup konuşmadığınızın tespitidir.
Yutdışı mülakatlar ise esas ciddiye almanız gereken mülakatlardır. Klasik mülakat sorularının hepsini bekleyin. Kendinizi tanıtmanız istenecektir. Son işinizde ne yaptığınızı ayrıntılı olarak anlatmanız beklenecektir. Neden sizi alalım veya "how is your current role related with our job post?" falan hep gelir. Bildiğiniz mülakat gibi olacaktır. Paketiniz ve beklentiniz mutlaka sorulur özellikle bu görüşmeyi head hunter yapıyorsa, hazırlıklı olun. Bu konuyu ayrıca derinlemesine işleyeceğim ama tavsiyem: kısa cümleler kurun, bir soruya 3 dkdan fazla cevap vermeyin. İlginç hikayeleriniz olsun daha doğrusu başarı hikayelerinizi anlatın. Satışçıysanız, zorlu bir müşteriyi nasıl ikna ettiniz veya traditional olmayıp structured solution sunduğunuz bir örneğiniz var mı falan gibi sorulara hazırlıklı olun.
En önemli olay LinkedINde millet IK mülakatlarında en çok yapılan hatalar falan diye kendi kendilerine yazı yazıyorlar. Bunlara bakın ama kanmayın. Genelde bu yazıları yazanlar kendi reklamlarını yapmaya çalışıyorlar, yazıların içeriği genelde IKcılar böyle böyle yaparlar ama ben böyle böyle yapardım tadında oluyor. Dertleri size yardım etmek değil daha iyi bir iş bulmak bunların. Vakit kaybetmeyin.
Neyse görüşürüz...
14 Temmuz 2018 Cumartesi
İngilizce Nasıl Akıcı Hale Getirilir - İngilizce Geliştirme
Uluslararası bir firmada çalışmak istiyorsanız, yurtdışında çalışma / yaşama hayaliniz varsa ingilizcenizin akıcı olması lazım NOKTA.
İngilizce ile ilgili bir çok yorum alıyorum. Ne yapmalısınız?
Ülkemizdeki eğitim sistemi malum, anadolu liseleri bile artık iyi bir konuşma ingilizcesi veremiyor.
Ülke olarak çok gerideyiz.
Yurtdışında o beğenmediğimiz Orta Doğuda adamlar çocuklarını ingilizce eğitimine 4 yaşında başlıyorlar. O yüzden bir Mısırlının, Lübnanlının, Emiratinin gayet akıcı (aksan demiyorum dikkat) konuşma ingilizcesi oluyor. Iıııııı, ıııı... duymuyorsunuz. Aynı durum asyada da geçerli (Çin hariç). Sri Lanka, Pakistan, Hindistan, Singapore, HK, Endonezya bu ülkelerde yaşayanların gayet akıcı ingilizcesi var.
Bizde sıkıntı 80-90lı yıllarda ingilizce orta okulda başlardı yani 11-12 yaşında. Bu yaş yeni bir dil öğrenmek için çok geç... Bu sebeple özel bir yeteneğiniz yoksa, koleje gitmiyorsanız (Robert, Amerikan Kolejleri, TED Ankara falan kastım, Samiha Şakir gibileri değil:) veya Kadıköy Anadolu, Bornova Anadolu vb. köklü Anadolu liselerinden değilseniz sağlam bir grammer alt yapısına da sahip olamıyordunuz ve konuşmanızda akıcılıktan çok uzak gak guk seviyesinde oluyordu. Üniversitelerdeki fiktif ingilizce eğitime girmiyorum bile. Şimdilerde ise dışardan görünüm sadece parası olan belli bir zümrenin iyi ingilizcesi olabileceği gibi... Tabii şu anki eğitim sistemine uzak olduğumdan çokta yorum yapamıyorum. Ama şunu söyleyebilirim; KPSS kitabından ingilizce öğrenilmez arkadaşlar...
Neyse hemen söyleyeyim bu iş kursa giderek belli bir yere kadar olur. Hiç ingilizceniz yok mu? O zaman kursa yazılın. Alt yapıyı yapın, grammer kurallarını öğrenin, tüm kurları tamamlayın. Kaytarmayın. Sınıf içi eğitim olsun (öyle kulaklıkla internetten olanlara para kaptırmayın), mümkünse gavur hocaların geldiğinden.
Kursla, okulla bir şekilde ingilizcenizi okuma ve anlamanızı ve de grammerinizi intermediate yapın. Ama konuşma kısmı kurla olmaz. O kısmı yazıyorum işte:
Öncelikle kulağınızı çalıştırmanız lazım. Bunun için Türkçe birşeyler izlemeyi bırakıyorsunuz. Ertuğrul Diriliş dizisine veda edin, Ertuğrul Gazi'nin kahramanlıkları size kariyer olarak geri dönmeyecek ne de olsa...
Evinizi coach surfing yapanlara açıyorsunuz (https://www.couchsurfing.com/), veya evinizin bir odasını Airbnb ile yabancılara kiralıyorsunuz. Böylelikle evinizde sürekli olarak yabancı biri kalıyor olacak (tabii üniversite, iş hayatının başlarında falan olduğunuzu varsayıyorum) onlarla bol bol sohbet ediyorsunuz. Yemek yapmaktan, yaşadığınız şehre gezdirmeye kadar birçok konuda konuşabilirsiniz. İngilizceniz ancak yabancılarla konuşursanız gelişir. Kendinizi yabancılarla konuşmanız gerekeceği ortamlara sokun. Eviniz yok, evinizi açamıyor musunuz?
O zaman paranızı biriktiriyorsunuz, trenle backpacking europe yapıyorsunuz (yanınıza başka Türk almadan - Erkekler size diyorum olayı 2-3 arkadaş abaza turuna çevirmeyin). Girişken olun, yardım isteyin, herkesle konuşun. (https://www.euro-backpacker.com/transport/rail/)
Başka alternatifler, motorcuysanız, motorla tura çıkın. Coach surfing'i burada da kullanabilirsiniz.
Üniversitedeyseniz, work and travel'e bakın derim. (https://www.ciee.org/in-the-usa/work/work-travel-usa). Bu müthiş bir deneyim olabilir, hem 2 ay yurtdışı çalışma deneyiminiz olacak (mavi yaka oluyor, kasiyerlik, mutfak, sirkte bilet kesme vs. ama önemi yok. Burada kalsanız Sabancı'da CEO olacak haliniz yok). Arkadaşım sirkte bilet kesti ayda 2000 USD para kazandı...
Mümkünse yabancı sevgili yapın, ciddiyim, eliniz mahkum konuşmaya:)
Yani yapacağınız şey özetle
- Hali hazırda ingilizceniz az veya yoksa önce kursa gidiyorsunuz. Dil bilgisini hallediyorsunuz. Tüm kurları alın, ben oldum diyip yarım bırakmayın, dil nankördür
- Yabancı dizi ve haber (cnn, bbc) izlemeye başlıyorsunuz, Türkçe birşey izlemeyin
- Coachsurfing vb sitelerle evinizi yabancılara açıyorsunuz ve sizde aynı şekilde ucuz yollu (back packing) yurtdışına gidiyorsunuz
- Work & Travel'a bakıyorsunuz
2 senede halledersiniz bu yazdıklarımla... Bunları yapmadan ingilizce falan öğrenemezsiniz veya geliştiremezsiniz. Mülaktta tell me about yourself dendiğinde 2. cümleden sonra mala bağlarsınız. Oysa 5 dakika konuşsanız zaten size tell me about yourself diye soran dingilin 2. sorusu muhtemelen yoktur, bu biliyor ingilizceyi diyip eki eki kih kih diye pişkince gülüp Türkçeye geri dönecektir...
19 Mayıs 2018 Cumartesi
Mülakat Zor İştir (1) - Dış Görünüşün Önemi
Ekibimden
bir müdür önümüzdeki ay bölüm değiştirecek bu sebeple bir sürü mülakat
yapıyorum. Malum 1-2 aya üniversiteler bitecek yeni mezunlar iş dünyasına
atılacak. Şu an ben hali hazırda iş dünyasında olan deneyimli arkadaşlarla
müdürlük pozisyonu için görüşüyorum. Gelenler öyle saçma hatalar yapıyorlar ki,
yeni mezun ne yapmasın diyerek bu yazıyı mülakat konusuna ayırdım.
- Mülakata geç kalmayın. Bulunduğunuz şehrin trafiğini bilemem ama siz bilirsiniz, kendinizi ona göre ayarlayın. Erken gidin bekleyin. Geç kalmak sizde panik yapar, karşı tarafta ise olumsuz bir imaj oluşur. Geç kalırsanız 1-0 yenik başlarsınız
- Düzgün giyinin. Beyaz gömlekten saşmayın. Koyu renk takım elbise giyin. Erkekler hava 50 derece bile olsa kısa kollu gömlek giymeyin. Çok cafcaflı olmayan ama takım elbisenizi gösterecek bir kravat takın, çizgi film karakteri veya tuttuğunuz takımın amblemi falan olmasın.
- Kemer ile ayakkabı aynı renk olsun. Çorap desensiz düz, takım elbisenizle aynı veya uyumlu olsun (hipster arkadaşlar var laci takım, mor çorap falan yapıyorlar, arkadaşlarınız tarzınızla dalga geçiyorsa inanın mülakat yapanda geçecektir). Ayakkabınız boyalı olsun.
- Saat takın ama boncuklu bilekliğinizi işe başlayınca takarsınız, mülakatta evde dursun.
- Ter kokmayın. Erkekler tırnaklarınız uzun olmasın arasında kir hiç olmasın. Bayanlar ojede fantaziye kaçmayın, klasik takılın. Hijyen çok önemli.
- İnsanlarla tanışırken ve mülakat bitip el sıkışıp veda edecekken ceketinizi ilikleyin ve el sıkışın. Göz teması kurun ve güler yüzlü olun. Parmak uçlarından tutmak diye bir el sıkışma şekli yok, erkekler “firm hand shake” eli kavrayarak el sıkmak demektir, bench presste 100 basıyorum dercesine milletin elini kırmaya kalkmayın.
Sakal ve Dövme. Sakal ne hikmetse
dünyanın her yerinde kabul edilir oldu. O yüzden sinek kaydıya gerek yok. Kirli
sakal olmasın ve bakımlı olsun. Dövme iş koluna göre değişiyor; kurumsal
bir işse, kıyafetleriniz dövmenizi kapatsın (riske girmeyin). Eskiden dövme
direkt engeldi ama millet zamanı yakaladı, o kadar sıkıntı çıkmıyor artık.
Bayanlar Yiğit Özgür’ün dediği gibi
memintolar da tombiktoymuş olabilir ama bu dekolte giyilerek sergilenmek
zorunda değil. Dekoltenin fazlası bazı sıkıntılara yol açar;
- Adam öküz gibi bakabilir, rahatsız olursunuz
- Adam bakmamaya ekstra gayret gösterir ve mülakatı bir an önce bitirmeye çalışır
- Mülakatı başka bir kadın yapıyorsa, kıskançlık vs sebeplerle işi alamayabilirsiniz
Bayanlar makyajda ve saçta abartıya
kaçmayın, kimse güzellik yarışması yapmıyor, düğüne de gitmiyorsunuz.
Bunlar önemli mi derseniz, çok
önemli... Dış görünüş ve işe alım hakkında birçok psikolojik çalışma var. Bunlar "basic"ler size işi aldırmaz ama -1'le mülakata başlamazsınız...
28 Nisan 2018 Cumartesi
Bordro Mahkumlarının Tatil Açmazları - 4 Yunanistan
Tekrar
merhaba, yaz geliyor ve tatile yazılarımıza devam ediyoruz.
Yunanistan tatili son dönemde beyaz
yakalılar arasında çok revaçta özellikle orta kademede sıkışıp kalanlar
arasında. Şimdi bu kademedekilerin işi çok zor, hem hiçbirşeyden geri kalmamak
istiyorlar , hem de bunu sağlayacak paraları yok. Çocuk özel okulda okumalı,
tatile resort - yurtdışı - Çeşme/Bodrum gidilmeli, marka kılık kıyafet alınmalı
vırt zırt... Bankaların ihtiyaç kredilerini çoşturan kitle bunlar işte.
Hiçbirşeyden geri kalmak istemeyen orta seviye beyaz yakalılar. Ozel okula
gitsin ama Doğa olmaz o McDonalds gibi... Ailenin Ayvalıkta yazlığı var ama
olmaz illa ets’den 12 ay taksitle para saçalım, illa marka çanta olsun (Kızılay
dağıtmış gibi Michael Kors var bayanlarda ki bu marka esasen bi Türkiye’de bu
beğeniyi görüyor).. Neyse tabii bu masraf sarmalı ve artmayan maaşlar
düşünüldüğünde arada sırada yapılan zengin tatillerine bazı akli selim orta seviyeli beyaz
yakalılar dur dedi.
Yunanistan esasen yeni bir keşif
değildi. Para sıçan kesim zaten Mikanos ve Santorini’den haberdardı. Orta kesim
için Yunanistan; Kavala, Tasos, Halkidiki ve Selanik’e yapılan genelde araba
ile gidilen bir tatildi. Motorcuların ve kampçıların senelerdir
gittikleri bu yerler gezi bloglarının, motosiklet vloglarının artması ile
bilinir oldu. Sonra millet yavaş yavaş Alaçatı’da bize sokuyorlar 4 halka
kalamara dünya para veriyoruz suyun karşı yakasında hayvanın kendisini o fiyata
yiyoruz demeye başladı. Böylelikle ilkokul kitaplarından beri körüklenen
Yunanlıları suya döktük söylemi kardeş halklar, aslan komşi söylemine döndü.
Orta seviye beyaz yakalılar
hayatlarında ilk defa paralarının karşılığını aldılar ve bu onlara çok tatlı
geldi. Kulaktan kulağa aslında Yunanistan’a araba ile gitmenin İzmir’e gitmek
kadar sürdüğü, alaçatıda 3 günde harcanan paraya 1 hafta tatil yapılabildiği
ortaya çıktı.
Buna bir tek Alaçatıda işyeri açan
İstanbullular bozuldu ama düzeni değiştirecek bir durum olmadığından yaz
geldiğinde gazetelerin ege eklerinden öteye giden bir serzeniş olarak kaldı.
Neyse Yunanistan tatilleri
facebooklardan, instagramlardan 7 cihana duyruldu, dev kalamarlar ve
barbayanniler like şampiyonu oldu ve Yunanistan tatili birden bire beyaz
yakalıların vazgeçilmezi oldu.
Şimdi bu arkadaşların en büyük
korkusu, çok Türk gidiyor işallah bozulmaz oraları (meali adamlar uyanıp bizde sokalım bunlara demesinler;)
Neyse sonuçta ben de gittim, tavsiye
ederim...
13 Nisan 2018 Cuma
Bordro Mahkumlarının Tatil Açmazları - 3 Fethiye Hillside
Fethiye Hillside bir fenomendir beyaz
yakalılar ve patronlar arasında. Paran olsa da gidemezsin. Misal şimdi deneyin
ve temmuz’a agustos’a bir hafta yer ayırmaya calışın, yer yoktur. Ben ocakta
denedim bu sene temmuz için yer yoktu. Öyle her beyaz yakalı gidemez, director
seviyesi ve üstü, veya altında olupta aileden zenginler veya bonus alanlar veya ıkına sıkına para biriktirip hırs yapanlar. Son derece pahalıdır. Zaten
mekanın kapasitesinin sınırlı olması ve paran olsa bile gidememen mekanı verdiği
“cok iyi” hizmetle bir istek objesine dönüştürmüş durumdadır.
Sırada Yunanistan adaları ve Herşey dahil ultra lüks Belek var...
ps. İmla hataları ile ilgili maillar alıyorum, laptop'un klavyesi Eng-Arabic, TR'ye software ile gecebiliyorum dogal olarak ister istemez hatalar oluyor. Diger bir durum ise dilbilgisi, imla vs. pek umrumda degil, rahatlama ve bilgilendirme icin yaziyorum blogu. Ortaokul Turkce ogretmenleri baska blog takip edebilir :)
Hillside muhteşem bir doğaya kurulmuş bir
tesistir. Denizi muhteşemdir, birkaç sene önce odaları da en nihayetinde elden
geçirdiler odalarda güzel oldu, tesisde güzel. Temizdir, yemekler çok güzeldir.
Hizmet gayet iyidir, çalışanlar yıllardır burada calıştığından mekanı baya
benimsemişlerdir (veya güzel rol yapıyorlar). Çok pahalıdır…
Sıkıntı ayrıntılarda gizlidir. Buranın
müdavimleri vardır, müdavimleri tanıyan aşçılar, garsonlar, resepsiyon bu
kişilere çok bir farklı davranırlar bunu gizli yapmazlar çok alenen yaparlar.
Akşam yemeğinde yemeklerin başındaki aşçının, `Ooo Tahsin Bey, bu sene geç geldiniz, ama demin gördüm sizi, etin en güzel yerini ayırdım` ulen bana niye
etin boktan tarafını veriyorsun, kim bu Tahsin? Bu Tahsinler manyak bahşiş bırakırlar, görgüsüz olduklarından bahşişi de gizli veya adabıyla değil
herkesin gözüne sokarak yaparlar. Tabii bu Tahsinler mekanın bir hatası değil,
hayatın her yerinde varlar. Bir de bizim halkımız nedense garsondan, aşçıdan
pohpohlanmayı sever, mavi yakalıyla iki kelam eden beyaz yakalının kendini halk
adamı zannetmesi müthiş bir parodidir aslında. Izlediğinizde eğlenirsiniz,
audemars piguet saat takan abinin aslanımlı, koçumlu konuşmalarını, garsonun
bahsis almak için şekilden şekle girmesini. Ama bu her köşede ve her daim
olunca batmaya başlar (en azından bana oyle oldu)
Resepsiyonda bedavaya verilen limonata,
sahildeki barda fahiş fiyatadır (Tam bir Alarko ucuzluğudur bu, orada
calışanlar ne demek istediğimi anlayacaktır). Tam pansiyon olan mekanda
(değişiklik olduysa söyleyin) akşam ve öğlen `house` wine ve bira haricindeki
içkiler paralıdır, yani rakıya para odemek zorundasın. Şimdi günahlarını almayalım, bazen rakı günü falan yapıp, rakı serviside yapmışlardı.
Buraya giden kitle genelde Türktur, rus
falan yokur. Goreceginiz tek yabancı ırk Filipinlilerdir. Onların hikayesi de
tatile yanlarında cocuklarının Filipino bakıcılarını da getiren kodaman
patronların eşlerinin çocuk bakamama sendromundan kaynaklıdır, beyaz yaka
calışanlar seve seve cocuklarına bakarlar J Turkiye’de tatil
yaparsam sadece Hillside’a giderim derler (ayrıntı Turkiye’de tatil yaparsamda
saklı), tatile nereye gidelim dendiginde sadece hillside derler… Hillside’a
gittim demenin bir şey oldugunu zanneden bir kitle icin burası vazgecilmezdir.
Is hayatında tatile Hillside’a gidiyorum demek, bir klübe ait olmak gibi bir
hissiyat, ben de sizdenim demenin bir yoludur. Bunların bir kısmı daha junior
unvandalarken “long weekend” yapıp alacatıya kaçıp, kazık yiyen şapsallardır.
Acı ama gercek…
Mekan guzeldir ama bu paraya cok daha iyi
hizmet alabileceginiz yerler var ulkede…
Sırada Yunanistan adaları ve Herşey dahil ultra lüks Belek var...
ps. İmla hataları ile ilgili maillar alıyorum, laptop'un klavyesi Eng-Arabic, TR'ye software ile gecebiliyorum dogal olarak ister istemez hatalar oluyor. Diger bir durum ise dilbilgisi, imla vs. pek umrumda degil, rahatlama ve bilgilendirme icin yaziyorum blogu. Ortaokul Turkce ogretmenleri baska blog takip edebilir :)
9 Nisan 2018 Pazartesi
Bordro Mahkumlarının Tatil Açmazları - 2 Butik Otel olmazsa olmazım
Beyaz
Yakalının yaz tatil destinasyonlarını yazmaya devam ediyorum. Alın işte bunlar:
(1) Alaçatı & Çeşme
(2) Thasos & Halkidiki featuring
Selanik
(3) Herşey Dahil Ultra Lüks Ucuz
yollusu vs gerçeği
(4) Fethiye Hillside
Bir dönem Butik otelciler vardı, ellerinde Butik Oteller
kitabı gezerlerdi (Booking.com öncesi), allahtan Sevan Nişanyan eşinin üstüne
bok attı ve bu dönem kapandı. İşallah bir daha açılmaz bu dönem, halen çevrede ben butik otelden baska otelde kalmam diyen kazık yemeden rahatlamayan bir güruh var ama o kadar olacak.
Bu butik otel olayı ve Alaçatı fenomeni Taş Otelle başladı. Alın linkte verelim:
http://tasotel.com/otelimiz
Otelin sahibi Zeynep Öziş senelerce birçok kişinin girmek için ruhunu verebileceği Henkel’de yöneticilik yapmış, Boğaziçi mezunu biri. 2000li yılların başında zaten daha önceden gönül verdiği turizm olayına bu ev ile başlıyor. O yıllarda Alaçatı'daki tek taş otelde kendisininki, elbette sonra boşlugu gören ve gelip Alaçatıyı taş otel çöplüğüne çevirenler turuyor ama Alaçatı ve eski taş Rum evlerini restore etme olayı Taş Otelle başlıyor. Yanlış anlaşılmasın Taş Otel süper bir yer. Sıkıntı fırsatçıların gelip Alaçatı'yı bugünkü yolda yürünmez hale getirmiş olması ve belediyenin veya artık kim verdiyse bu izinleri, bu şekle gelinmesine göz yumması. Neyse ***miş **tün davası olmaz. Geçti artık.
Alaçatı fenomeni biraz da Zeynep Hanımın İstanbul'lu arkadaşlarının (üst düzey yöneticilerin) otelde kalması, Taş binaların doğal cazibesi, bir beyaz yakalının kariyer sarmalından çıkmasının fısıltı gazetesi şeklinde büyümesi ile bu günlere geldi. Ben işe başladığımda, üst dönemler eski bir üstadın sabite geçip, direktörlüğe yükseldikten sonra bir gün lanet olsun (god damn it man dedi herhalde) diyerek herşeyi bıraktığını ve Fethiye’ye gidip balık restoranı açtığını ve çok mutlu olduğunu anlatırdı. Üstadın adı, hangi birimde lanet olsun dediği falan hep bir muamma tabii. Bu Urban legend öyle bir hal almıştı ki, birebir aynısını kurum değiştirdiğimde gittiğim kurumda da duymuştum. Neyse...
Şu sıralar çok olan her kahve içmeyi sevenin 3.nesil coffee shop açması gibi (muhasebe bilmediklerinden batırıyorlar o kısmı ayrı tabii) bir dönem herkes taş otel açtı Alaçatıda.
Gitmeyin demiyorum rakı balık keyfi yapacaksanız ve tüm senenin yorgunluğunu atacaksanız gidilecek yer değildir Çeşme diyorum. Gürültü, patırtı, kaos, trafik, görgüsüzlük bunlara alışkın olanlar için veya 20li yaşlardaki zengin çocukları için güzel ortamdır. 2-3 gün için yaşınız 30 üstü ve çocukluysanız gitmeyin bin tane yer var ülkede gidilecek aq.
20-30 yaş arası plaza bekarı insanlar salak saçma para bıraktıkları alaçatı long weekendleri ile üst yönetimdeki kalantorlara bende sizdenim mesajı vermek içinde biraz buralara gidiyor ama tabii kimse bunu dile getirmiyor....
Bunun daha beteri Fethiye Hillside'a tatile gittimcilerdir... O da bir sonraki yazımız...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












